BİR tarafın "maddi menfaat sağlaması"nın söz konusu olduğu meselelerde hangi tarafa hak vermeye meyillisiniz daha çok?
Mesela Murat Öncel-Şahnaz Çakıralp arasında ayrılık sürecinde yaşananlar karşısında...
Mesela kolesterol ilacının gerekli olup olmadığı tartışmasında...
Anladınız işte, ortada "para"nın ve bir tarafın ötekini "sömürme ihtimali"nin olduğu hallerde kime yakın durursunuz genellikle?
Kendime bakıyorum...
Şu "kolesterol" meselesinde... Doktor değilim. Dolayısıyla kolesterol yüksekliğinin damarlara etkisini bilebilir miyim? Hayır.
İlacın yan etkileri konusunda ahkâm kesebilir miyim? Hayır.
Gerekli ya da gereksiz olduğuna karar verebilir miyim? Hayır.
Ama buna rağmen ortada duramıyorum.
Nihayetinde kâr etmek için kurulmuş olan, dolayısıyla mümkün olduğu kadar çok ilaç satmayı hedefleyen firmaların kârına kâr katacak düşüncenin değil de "İlaca gerek yoktur" diyenlerin yanına doğru kayıyorum. İster istemez.
Şahnaz Çakıralp ile Murat Öncel arasında olup bitenlerle ilgili söylentiler karşısında "Çakıralp'in maddi istekleri olduğu" iddiasına inanmaya daha meyilli olduğumu görüyorum.
Kendi kendime "Haksızlık etme, tanımazsın etmezsin, gözünle mi gördün!" şeklinde telkinde bulunmama rağmen...
Ve bu bana özgü bir hal değil, biliyorum.
Nedir peki çoğumuzdaki bu "kolayca inanma", "çabucak itham etme" durumu?
Nereden geliyor bu "para" ile "insan" ilişkisinin asla "temiz" olamayacağı inancı?
Neden kimse için "yapmamıştır", "istememiştir", "almamıştır", "satmamıştır" diyemiyoruz?
Aklımıza ilk gelen neden hep bunların aksi?
Aman Allah'ım; kendimizden yola çıkıyor olabilir miyiz!
Belki de "asla böyle bir şey yapmayacağımıza" tam olarak inanmıyoruz!
Para konusunda bugüne kadar hiç zaaf göstermemiş olsak da sonsuza kadar böyle kalacağımıza dair hissimiz pek de kuvvetli değil belki!
Yahut...
Yıllar içerisinde karşımıza çıkan her kişinin "birer ilmek" atmasıyla dokunmuş koskoca bir "insana güvensizlik" yatıyor içimizde.
Ama o ilmekleri atanlar uzaydan gelmedi, maalesef bu da var.